SON DAKİKA
Hava Durumu

#Bülent Yıldırım

Porsuk Haber Ajansı - Bülent Yıldırım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bülent Yıldırım haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sosyal Hizmet Lütuf Değil, Haktır! Haber

Sosyal Hizmet Lütuf Değil, Haktır!

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Eskişehir Şubesi tarafından, TBMM'de görüşülen  Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesi ile ilgili değerlendirmelerde bulunuldu. SES Eskişehir Şube Yönetim Kurulu adına Şube Eş Başkanı Bülent Yıldırım tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Gerek kaynak ve gelir dağılımında gerekse kamusal hizmetlere erişimde temel belirleyici, bütçenin ve bütçe doğrultusunda yürütülen politikaların, toplumun her kesimini farklı bir şekilde etkilediğidir. Yapılan bütçe görüşmelerine toplumun farklı kesimlerinden; özellikle sosyal hizmete erişimi elzem olan kesimlerin temsilcilerinin davet veya dâhil edilmemiş olmasını açık bir eksiklik olarak görmekteyiz. Hazırlanan bütçenin Aile ve sosyal Hizmetler Bakanlığı’nda çalışan emekçileri doğrudan ilgilendirdiği göz önüne alındığında; İşkolunda örgütlü ve söz konusu alanda çalışan emekçilerin iradi temsilcisi olan sendikamızın bu görüşmelere dâhil ve davet edilmemiş olması aynı anti-demokratik süreç işletmenin farklı bir boyutuna işaret etmektedir.   Derinleşen yoksulluk ve artan hak ihlalleri kıskacında, alanın emekçileri ve sosyal hizmete gereksinim duyan birey ve guruplar için söz konusu bütçe görüşmeleri her zamankinden çok daha fazla önem arz etmektedir. Kötü ekonomi politikaları ve uygulamaları neticesinde her geçen gün ağırlaşan yaşam koşulları toplumun bazı gruplarını daha kırılgan hale getirdiği ortadadır. Tamda bu noktada yapılan bütçe görüşmelerinin duyarlılıkla ve kamusal sorumluluk bilinciyle yürütülmesini beklerdik. Ancak, gerek bütçe sürecinde izlenen usul gereksede bütçe içeriği bizlere açık bir şekilde gösteriyor ki, mevcut erk bu duyarlılık ve sorumluluktan uzak bir anlayışla hareket etmektedir.     Özenden ve dikkatten uzak bir şekilde hazırlanan 2025 ASHB bütçesi en genel hatlarıyla incelendiğinde; sadece aile kavramı içerisinde anlam ve önem kazanan kadınlar, korunmayan ve evrensel insani ölçütlerin çok altında yaşam ve gelişim standartlarına mecbur edilmiş çocuklar, hak ettikleri değeri ve refahı alamayan yaşlılar, özel önlemlerle desteklenmesi gerekirken ısrarla kamusal alandan uzaklaştırılan engelli bireyler bütçeden hakettiklerini alamamaktadır.Tünelin ucundaki ışık gösterilerek siyasi emellere ve menfaatlere kurban edilen mülteciler, göçmenler ve sığınmacı bireyler ve halklarımız,  iktidarın yanlış politikaları ile beslenen yoksulluk canavarının pençesinde bütçeden payını alamamaktadır. Maalesef tablo karamsar ve bu tablonun mimarlarının 2025 yılı bütçe teklifinde sergilediği özensizlik ve sorumsuzluk ortadadır. Tutarsız ve nitelikten yoksun ekonomi politikaları nedeniyle derinleşen yoksulluğa karşı kamusal sistemin en güçlü ve teşkilatlanma açısından en örgütlü bakanlığı olması gereken aile ve sosyal hizmetler Bakanlığı'nın ne yazık ki bu misyonundan çok uzak olduğu bütçe taslakları, harcamaları ve pratikleriyle ile aşikârdır. 2023 yılında TÜİK verilerine %64 olan, 2024 yılında %41.5 olması beklenen enflasyona karşın aile ve sosyal hizmetler Bakanlığı'na ayrılan bütçenin aynı oranda artmadığı görülmektedir. Bu durum açıkça göstermektedir ki, aile ve sosyal hizmetler bakanlığının bütçe taslağının halktan yana değil tamamen siyasi ve iktisadi saiklerle tasarlandığını göstermektedir. 2025 bütçesinde hak ettiğini alamayan dezavantajlı kesimlere yakından bakalım; Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Türkiye nüfusunun yaşlanma eğilimde olduğu ve her geçen gün yaşlı nüfusun artmakta olduğu bilinmektedir. 2023 yılı TÜİK verilerine gore ülke nüfusunun % 10,2 si 65 yaş ve üstü yaşlılardan oluşmaktadır. Bu alanda uygulanması gereken temel politikanın ‘yaşlı bireylerin toplum içerisinde desteklenmesi ve izlenmesi’ olması gerekirken bu politikaların ve perspektifin iktidarın hazırlamış olduğu bütçede yer almadığını görmekteyiz. İktidarın mevcut bütçede yaşlılara yönelik kurumsal bakım hizmetleri kapasitesini ciddi anlamda düşürdüğü görülmektedir. 2023 planlanan ve gerçekleşen ile 2024 yılı için planlanan ‘huzurevleri ve yaşlı bakım rehabilitasyon merkezlerinden hizmet alan yaşlı birey sayısı’ verilerine bakıldığında hazırlanan bütçenin Türkiye’deki mevcut tablo ve demografik eğilimler ile ne denli orantısız olduğu görülecektir.   Yaşlı bakım alanında kamu eli ile yürütülmesi gereken bakım hizmetleri eksik aksak yürütülmektedir. Nitekim Ülkenin tamamında kamuya ait 168 huzurevi varken, özel huzurevi sayısı 270 civarındadır. Kamuya ait huzurevlerinde bakılan yaşlı sayısı planlanan sayının altında kalarak 14800 olarak gerçekleşmiştir. Huzurevi hizmetinin ücretsiz olması gerekirken bunun aksine oda ücretlerine % 300 civarı zamlar yapılmış ve yaşlının cebindeki son kuruşada göz dikilmiştir. Ülke nüfusun her geçen yıl yaşlandığı ve yaşlıların bakım ihtiyaçlarının artacağı kesin olmasına rağmen ASHB bakanlığı bu gerçeği görmezden geliyor ve 3 yıllık planlamada bakılacak yaşlı sayısını yıl bazlı olarak 50 kişi arttırmayı teklif edebiliyor. Yaşlı bireylerle ilgili bütçede yer alan bir diğer husus ise ‘ücretsiz seyahat izni kapsamında‘ gelir desteği verilen araç sayısı hususudur. 2023 yılında 17.526 araç yaşlıların ücretsiz seyahati için devletten gelir desteği alırken bu sayı 2024 yılı bütçesinde 18900 olarak gerçekleşmiş ve 2023 yılı hedeflerinin bile gerisinde kalmıştır. Yapılan 3 yıllık bütçe planlamasında yine yıl bazlı 100 araçlık bir artış planlanmıştır. Yani mevcut iktidar ülke nüfusu içerisinde sayısı 9 milyonlara ulaşan yaşlılara bütçeden gerekli ve yeterli kaynağı aktarmaktan imtina etmektedir. Yine ülke nüfusunun yaklaşık % 12 sine tekabül eden özelgereksinimli bireylerde bütçeden hakettikleri payı alamamaktadırlar. ASHB'nın 2025 bütçe planında engelliler neredeyse yok sayılmışlardır. Öyleki 2024 yılında engelli aylığı bağlanan kişi sayısının 2025 yılında 14500 kişi azaltılması planlanmıştır. Engelli bireylerin ihtiyaçlarını ve gereksinimlerini ortadan kaldıracak bir politika üretmeden yok sayma dışında bu hedef nasıl gerçekleştirilebilir.  Yine kurum bakımına ihtiyaç duyulan engelliler için sadece 2024 yılı itibariile 106 resmi bakım merkezi varken bu sayının 2025 bütçe planında sadece 1 adet arttırılması planlanmıştır. Desteklenmesi gereken engelli bireylerin toplumsal yaşamın istedikleri her alanında etkinlik gösterebilmelerinin önündeki en büyük bariyeri maalesef iktidarın mevcut sosyal politikaları teşkil etmektedir. Şöyle ki engelli bireylerin kentsel-kamusal alanda en çok zorluk yaşadıkları durumların başında gelen ulaşım ve erişilebilirlik meselesi oldukça büyük önem arz etmektedir. Kentsel mekânlarda ve kamusal alanlarda engelli bireyler için erişilebilirlik can yakan bir sorun olmaya devam etmektedir. Aile ve sosyal hizmetler bakanlığının sorumluluğunda bulunan erişilebilirlik denetimlerinin ve izlemelerinin 2023 ve 2024 yıllarında planlanan ve gerçekleştirilen denetim sayılarına bakıldığında bakanlığın bu konuya ne denli ciddiyetsiz ve özensiz yaklaştığı rahatça görülecektir. Engelli dostu kentlerin inşaasında ASHB üzerine düşeni yapmamaktadır. Nitekim 2025 yılı için de aynı özensizlik ve sorumsuzluğun devam ettiği bütçe raporundaki planlamalarda aşikârdır. Bunun yanında engelli bireylerin istihdamında da geçen yıllarda planlananın bile altında kalındığı yine verilerle ortaya konmuştur. Buna karşın 2025 yılı bütçesinde de bu durumun aynı şekilde devam edeceğinin parametreleri mevcuttur.   Sosyal Yardım Politikaları AKP iktidarının uzun süredir sosyal yardımı hak olmaktan çıkardığını, yardım / lütuf ve bağımlılık ile oy ilişkisi bağlamına yerleştirdiğini vurguluyoruz. Sosyal yardımlar yoksulluğu sürdürme, yoksullaştırılan emekçileri iktidara bağımlı hale getirme politikasının bir aracı olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Tamda bu amaç doğrultusunda ASHB'nin 2025 yılı bütçesinde en büyük payı 219.723.130.000 tl ile yoksullukla mücadele ve sosyal yardımlaşma kalemi almaktadır. Uzun yıllardır sosyal hizmetlerde ana kalemin giderek artan şekilde bu biçimde kurulan bir sosyal yardımdan oluşması da temel itirazlarımızdan birini oluşturuyor. Sosyal yardımların düzenli olarak artması ihtiyaç sahiplerinin sosyal hizmet, istihdam, eğitim, sağlık gibi en temel hizmetlere erişimini artırmayı hedefleyen etkin politikaların olmamasının sonucudur. Günümüzde yoksul kategorisindeki işsizlere ek olarak “çalışan yoksullar”, yani iş bulabildikleri halde yoksulluktan kurtulamayanlar da ekleniyor. Formel istihdamdakilerin hak kayıpları, çok büyük bir kayıt dışı/enformel sektörün varlığı ve istihdamda güvencesizlik ve süreksizlik bu eğilimi beslemekte, işsiz yoksulluğunun yanına, artık oran olarak düşük gözükse de mutlak çalışan sayısının büyüklüğü düşünüldüğünde çok önemli bir kitle haline gelen çalışanların yoksulluğu eklenmektedir. Yine bakanlık verilerine göre sosyal yardım alanların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Ayrıca sosyal yardımlar içinde önemli bir yer tutan bakım hizmetlerine ayrılan ödenekte de ağırlık kadın emeğine dayanan yaşlı, engelli ve çocuk bakımı ödenekleridir. Sadece bu durum bile uygulanan ekonomik politikalar sonucu yoksullaştırılan halka, iş olanağı yaratacak politikalar yerine bağımlılık ilişkisini güçlendiren yardım politikalarının esas alındığını göstermektedir. Oysa yardım esaslı değil hak temelli sosyal hizmetlerin sunulması gerekmektedir. GENEL TALEPLERİMİZ 1- Bütçe, sivil toplum ve emek örgütlerinin de katılımı ile yapılmalıdır. 2- Sosyal hizmetler hak temelli sunulmalı ve iktidar ile sosyal hizmetler arasında ki tahakküm ilişkisi veya yeniden üretici bir ilişki kurulmaması sağlanmalıdır. 3- Ülkemizin de tarafı olduğu Avrupa Sosyal Şartı ile tanımlanan ve güvence altına alınan temel haklar (Barınma, sağlık, eğitim hakkı, İşçi hakları, tam istihdam, eşit işe eşit ücret,doğum izni, sosyal güvenlik, yoksulluk, sosyal dışlanmaya karşı korumaseyahat ve herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulmama) kesintisiz bir şekilde kullanıma açılmalıdır. 4- Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi temel alınarak iç mevzuatın ve uygulamaların düzenlenmesi, bazı maddelerdeki çekincelerin derhal kaldırılması sağlanmalıdır. 3-Sosyal Hizmet alanlarındaki politikalar, sorunları çözmeye odaklı, iktidarın siyasi çıkarlarından arındırılmış ve kapsamlı olmalıdır. Bu alanda yapılacak planlamalarda ekonomik tasarruf ya da kesinti düşünülmemeli, ihtiyaca göre bütçe ayrılmalıdır. 4- Sosyal yardımlarda bir bağımlılık ilişkisi yaratma, rant ve siyasi çıkar hedefi kaldırılmalıdır. Yardım alan vatandaşlara şantaj tehdit gibi söylem ve uygulamalardan vazgeçilmelidir. 5- Bütçe; salgın, deprem, sel gibi olağanüstü dönemler göz önünden alınarak hesaplanmalı, ekonomik krizleri, yoksulluğu önleyici tedbirler alınmalıdır. 6- Ülkemizde bulunan göçmen, mülteci ve sığınmacılara yönelik ayrıca sosyal politikalar geliştirilmeli ve daha insani yaşam koşullarını sağlayacak şekilde yeterli bütçe ayrılmalıdır. 7- Ülkemizde büyük bir sorun haline gelen uyuşturucu vb. madde kullanımının artması özellikle bunların küçük yaştaki çocuklara kadar inmiş olmasına yönelik gerekli tüm tedbirler alınmalı ve buna dair önleyici politikalar geliştirilmelidir. 8- Kadına ve çocuğa yönelik şiddete ilişkin önlemlerin alınması için yeterli bütçe ayrılmalıdır. İstanbul sözleşmesine geri dönülmeli, CEDAW ve 6284 sayılı kanunun gerekleri yerine getirilmelidir. 9- Toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bütçe görüşmelerinde sivil toplum örgütlerine, işkolunda örgütlü ve söz konusu alanda çalışan emekçilerin iradi temsilcisi olan sendikalara yer verilmelidir.

Korsan Yönetmelik Taslağını Kabul Etmiyoruz! Haber

Korsan Yönetmelik Taslağını Kabul Etmiyoruz!

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Eskişehir Şubesi tarafından kamuoyunda gündeme gelen ''Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği''nde yapılacak değişiklikle ilgili bir basın açıklaması yapıldı. SES Eskişehir Şube Eş Başkanı Bülent Yıldırım tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Bir süredir ortamlarda bir korsan haber dolaşıyor. Sağlık Bakanlığı menşeili olduğu tahmin edilen habere göre Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nde değişikler yapılması söz konusu. Adeta çalışanların aklıyla oynayan bu yönetmelikle, pek çok “uçuk kaçık “hesaplama yöntemleriyle, emekçilerin eline geçen ücretlerin biraz daha düşürülmesi, daha fazla çalıştırılması hesaplanıyor. Sağlık Bakanlığı ve diğer yönetim organları bu tarz haberleri çok kez yapmış emekçilerin olası tepkilerini ölçerek adımlarını ona göre atmıştır. Bunu biliyoruz. Böylesi devasa kriz ortamlarında emekçilerin gelirlerini yükselterek onları biraz soluk alır hale getirmek yerine adete daha çok boğazını sıkmak üzere adımlar atılmasını kabul etmiyoruz. Akla ziyan hesaplama yöntemleriyle bilim dışı kriterlerle süsleyerek oluşturulan yeni yönetmelik tamda böyle bir şeydir. Daha çok çalış, daha az kazan. Daha çok tedavi edici hekimlik hizmetleri, daha az koruyucu hekimlik. Daha çok kışkırtılmış talep, daha çok şiddet… Birinci basamak sağlık hizmetlerini metalaştırarak; koruyucu sağlık hizmetlerinden giderek uzaklaşılan, hekimleri işletme sahibine dönüştürerek performans baskısına maruz bırakan ve ASM’de hizmet veren ebe hemşireler başta olmak üzere sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini yok sayan bu sisteme başından beri itiraz ettik. Göç, pandemi ve depremler bu sistemin nasıl işleyemediğini göstermişken ceza yönetmelikleri, en temel hak olan çalışma hakkının zorla dayatılması ya da elinden alınması hiçbir ASM emekçisi tarafından kabul edilemeyeceği gibi etkili bir birinci basamak sağlık sisteminin inşası ancak meslek örgütleri, sendikalar ve emekçilerin görüş ve önerilerinin alınacağı bir ortaklıkla olur. Tüm itirazlarımıza rağmen gerçekleşen sağlıkta dönüşüm programı koruyucu sağlık hizmetlerinin sorumluluğunu halkın ve hekimlerin sırtına yüklemiştir. Sağlık hizmet sunumunun tüm basamaklarında devasa sorunlar birikmiştir. Bu sistem ne halkın sağlık sorunlarını çözmeye ne de sağlık emekçilerinin sorunlarını çözmeye çabalamaktadır. Her şey göstermelik, günü kurtaran bir yaklaşımla sağlık alanını tamamen piyasanın emrine sunmak, yeni patronlara sürekli ve yüksek kar kazandırmak amacıyla yapılmaktadır. Bu yönetmeliğin amacı da budur. Emeği ucuzlatmak, sağlık emekçilerini daha çok ve ağır koşullarda çalıştırmak, kışkırtılmış sağlık talebini artırmak, daha çok ilaç daha çok tıbbı girişim daha çok kar… Sağlık bakanlığı yeni yönetmelikler ile birinci basamak sağlik hizmetlerinin tıkanmışlığını kapatmaya çalışmaktadır. Halkın sağlık hakkı ve emekçilerin hakları için taraf olmaya onların gerçek taleplerini en yüksek SES’le söylemeye devam edeceğiz. Bu yönetmelik taslağı ile bakanlığın ne yapmaya çalıştığını çok iyi görüyoruz. Buradan tüm sağlık emekçilerine özellikle ASM emekçilerine sesleniyoruz. Gelin mücadelemize güç verin. Gelin bu gidişe birlikte dur diyelim. Bunu çok kez başardık. Yine başarabiliriz.''

Kapitalizm Bir Halk Sağlığı Sorunudur! Haber

Kapitalizm Bir Halk Sağlığı Sorunudur!

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Eskişehir Şubesi tarafından Halk Sağlığı Haftası ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. SES Eskişehir Şubesi Yönetim Kurulu adına Eş Başkan Bülent Yıldırım tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Halk sağlığı göstergeleri üretim ve sınıfsal ilişkilerin geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir. Cinse ve yaşa göre ölüm-doğum hızı, ortalama yaşam süresi, ölüm nedenlerinin hastalığa ve yaşa göre dağılımları, sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi, aşılanma oranları, yaygın görülen hastalık oranları vb gibi birçok ölçüt o toplumdaki halk sağlığının niteliği hakkında çok önemli veriler sunar. Oysa günümüz Türkiye’sinde bu verilere ulaşmak onları bilimsel anlamda yorumlayarak bir saptama yapabilme olanağına sahip olmak şöyle dursun, Acillere veya hastanelere başvuru sayısının artmasını başarı olarak gösteren (sanan) bir anlayışla karşı karşıyayız. Dünya Sağlık Örgütüne  göre Sağlık "yalnızca hastalık ve sakatlığın olmaması değil, fiziksel, zihinsel ve sosyal açıdan tam bir iyilik halidir". Aslında bu tanımın kendisi bile sınıf mücadelesinin bulunduğu nokta ile ilişkilidir.   Dünya Sağlık Örgütü (WHO) daha yüksek hedefli bir tanım önerdi: Sağlığı genel iyilik hali ile bağlayarak "yalnızca hastalık ve rahatsızlıkların yokluğu değil, fiziksel, zihinsel ve sosyal açıdan genel iyilik hali." Sağlığın tanımındaki sosyal iyilik hali; iyi bir iş, iyi bir gelir, eğitim, emeklilik, sağlıklı konut vb gibi birçok parametreyi işaret etmesi açısından anlamlıdır. 3-9 Eylül tarihleri arasında kutlanacak / kutlanan! Halk Sağlığı Haftasını, çoktan yaldızları dökülmüş devasa hastane görüntüleri, gizlenmiş, abartılmış rakamlar, sırıtan memnuniyet konuşmaları, sarmalından çıkarmak gerçek tabloyu deşifre etmek gerekir. Halk Sağlığı Uzmanı Nusret Fişek,   Halk Sağlığını “Kişiyi tüm çevresi ile ele alarak, onun sağlığını ana rahmine düştüğü andan ölüme kadar kendi sorumluluğu içinde gören, hastalıkların oluşumunda rol oynayan fiziki, biyolojik, sosyal, kültürel, ekonomik ve psikolojik çevredeki olumsuz etmenlerin giderilmesine ve olumlu bir çevre yaratılmasına uğraşan, hasta olanları olanakları elverdiği ölçüde erken dönemde bulup tanı koymaya ve tedavi etmeye çalışan bir hizmet dalı ve bunu öğreti yapan bir bilim dalıdır’ diye tanımlar. Dünyadaki değişimle 1960 lardan sonra sağlıkta sosyalizasyon sistemi kabul edilmiş, hiçbir zaman gerçek anlamıyla hayat bulamayan bu sistem 1980 lerden itibaren sürekli kadük bırakılarak 2000 yıllardan itibaren terk edilmiştir. Sağlığı Temel bir insan hakkı ve devletin görevi gören anlayıştan bugün devletin hizmet sunumu görevinden büyük ölçüde çekildiği, Çalışanların gelir ve kadro güvencesinden yoksun bırakıldığı, parası olanın sağlık hizmetinden yararlandığı, koruyucu sağlık hizmeti yerine tedavi edici sağlık hizmetinin öne çıkarıldığı ve böylece devasa bir sağlı piyasası oluşturulduğu dönemi yaşıyoruz, yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Dünyada ve ülkemizde sağlık hizmetlerinin nasıl planlandığı nasıl finanse edildiği, halkın sağlık hizmetine ulaşımı, sağlık çalışanlarının durumu vb İşçi ve emekçilerin mücadelesinin seyrine göre önemli değişimler yaşıyor ve yaşayacaktır. Sağlık hizmetleri; halkın sağlığını önceleyen en ücra noktalara kadar ulaşan, ücretsiz nitelikli, koruyucu hekimliği önceleyen çalışanların ücret ve sendikal haklarını yükseltme yönünde bir ivme taşıması gerekirken gelinen aşmada çalışanların hakları budanmış sağlık göstergeleri düşmüş tedavi edici hekimlik öncelenmiş milyarlarca lirayı bulan sağlık piyasaları ortaya çıkmıştır. Sağlık, doğuştan kazanılmış bir insan hakkıdır. O nedenle, ırk, dil, din, cinsiyet, yerleşim yeri ve sosyal durum gözetilmeden herkes sağlık hizmetlerine erişebilme ve hizmetlerden ihtiyaçları olduğu kadar yararlanma konusunda eşit şansa sahip olmalıdır. Yaşam, doğum öncesinden ölüme kadar bir bütündür: Doğum öncesi dönemden başlayarak yaşamın her dönemi, sonraki dönemlerde kişinin sağlığını olumlu ya da olumsuz etkiler. Sağlık hizmetlerinin birinci amacı ve sağlık personelinin temel sorumluluğu, kişilerin sağlıklı yaşamaya devam etmelerini sağlamak ve hasta olmamaları için çalışmaktır. Ancak herkesi her hastalıktan korumak olanaksızdır. İnsanlar, bütün koruyucu önlemlere karşın hastalanabilirler. İşte o zaman, hekimin ikinci görevi hastaları tedavi ve rehabilite etmektir. Toplumda görülen hastalıkların ve kazaların pek çoğu aslında korunulabilir olaylardır. Bu hastalıkların toplumda görülüyor olması, sağlık hizmetlerinin başarısızlığı olarak algılanmalıdır. Ayrıca sağlık hizmeti bir ekip işidir: Hiçbir meslek üyesi sağlık hizmetlerini tek başına veremez. Çünkü bu hizmetler çok boyutludur, yoğundur, karmaşıktır, sürekli olmalıdır ve giderek daha da teknik uzmanlık gerektirmektedir. Ekip üyelerinin her biri kendi işlerini uygun şekilde yaptıkları zaman sağlık hizmetinin bütünü ortaya çıkar. Üyelerden biri ya da bazıları işlerini düzgün yapmazlarsa, diğerleri düzgün yapsa bile sonuç başarısız olabilir. O nedenle, sağlık ekibinin her üyesi önemlidir ve değerlidir. Gelinen süreçte; Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla kamusal sağlık hizmetleri adına ne varsa bir bir tasviye edildi. Birinci Basamak Sağlık hizmetlerinde tüm eksikliklerine rağmen önemli bir yer tutan Sağlık Ocakları tasviye edilerek yerlerine Aile Sağlığı Merkezleri getirildi. Sağlık bir hak olmaktan çıkarılarak paran kadar sağlık anlayışı geçerli oldu. Sağlık alanı sermaye iyice açıldı. Özel hastaneler ve şehir hastaneleri aracılığı ile patronlar için yeni bir birikim alanı yaratıldı. Şehir hastaneleri hasta garantili işletmeler olarak adeta yağmanın yeni adı oldu. Dünya genelinde ve ülkemizde sağlık hizmet sunumunda özel sektör payı çığ gibi büyüdü zincir hastaneler yaygınlaştı. Halk Sağlığının tüm o bilimsel kriterleri yok sayıldı. Hasta ve hastalıklar piyasanın konusu oldu. İlaçlar ve tıbbı cihazlar halkın sağlığını korumak geliştirmek amacıyla değil kar için gereksiz ve yaygın kullanılmaya başlandı. Cepten harcamalar olağanüstü boyutlara çıktı. Temel koruyucu hizmetlerin alanı daraltıldı. Kadın sağlığı ikinci plana atılmaya aşı ve diğer koruyucu sağlık hizmetleri üzerindeki kamusal denetim ve dağıtım etkisizleştirilmeye başlandı. Bunun sonucunda aşı retleri, aşı karşıtlığı yaygınlaştı. Bilim dışı uygulamalar teşvik edilerek yaygınlaşması sağlandı. Hizmete ulaşımda sınırlılar sağlıklı yaşamayı hastaların iyileşmesini engelleyici düzeye ulaştı sınıflar ve bölgeler arasında sağlıkta eşitsizlikler derinleşti sağlık hizmeti endüstrileşti.  Sağlık emekçileri geleceksiz güvencesiz örgütsüz çalışmaya mahkûm edildi. İşine yabancılaştırıldı. Parça başı işi performans, sözleşmeli, esnek çalışma formları başat hale getirildi. Hasta Hekim ilişkisi bozuldu. Çalışanların arasındaki dayanışma rekabete dönüştü. Aynı zamanda sadece sağlık alanında değil, emekçilerin haklarının gerilemesi, çalışma saatlerinin artması, ücretlerin düşmesi ve bunların devamında yoksullaşma sağlığın gerçek tanımındaki tüm parametrelerin gerilemesine yol açtı. Sağlıkta uygulanan politikaların bir çıktısı olarak sağlık çalışanlarına şiddet, ağır çalışma koşulları, düşük ücretler, baskı, kayırmacılık, mobbing de sağlık emekçilerinin sağlıklı olma haline ağır bir baskı oluşturdu. Sonuç olarak tarihten ve yaşadığımız günlerden bir kez daha anladığımız şudur. Kapitalizm bir halk sağlığı sorunudur. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) olarak;  halkın sağlık hakkını, ücretsiz  ve ulaşılabilir sağlık hizmeti sunumu, insanca yaşam hakkını, herkesin en iyi şekilde sağlık hizmeti almasını, çalışanların haklarının gasp edilmesine göz yuman her kişi ve kurumun uygulamanın karşısında olarak fili meşru mücadelemizi her zaman olduğu gibi karalılıkla sürdüreceğiz, Emekçilerin doğru yerde durarak emeklerinin hakkını alması için Sendikamıza ve mücadelemize davet etmekten de yılmayacağız.''

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.