SON DAKİKA
Hava Durumu

#İktidar

Porsuk Haber Ajansı - İktidar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İktidar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

6 Şubat Depremlerinin Felakete Dönüşmesinin Sebebi İktidardır Haber

6 Şubat Depremlerinin Felakete Dönüşmesinin Sebebi İktidardır

6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş-Hatay merkezli depremlerin yıldönümü nedeniyle açıklama yapan CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, “Hepimizi derinden sarsan ve asla hafızalarımızdan silemeyeceğimiz bir acıya dönüşen 6 Şubat depremlerinin büyük bir toplumsal felakete dönüşmesinin sebebi maalesef mevcut iktidar ve onun yanlış politikalarıdır” dedi. CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş-Hatay merkezli depremlerin yıldönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. CHP’li Arslan, 2025 bütçe görüşmelerinde Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı ve AFAD gibi depremle ilişkili kurumların bütçelerinin düşürülmesine dikkat çekti. “GERİ DÖNMEK İSTEYENLER EVLERİ OLMADIĞI İÇİN DÖNEMİYOR” Deprem bölgesinde hala konteyner ve çadırlarda yaşamak zorunda kalan insanlar olduğuna dikkat çeken Arslan, “6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş-Hatay merkezli depremlerin ikinci yılında yaralar halen kanıyor. 11 ilimizi etkileyen, resmi rakamlara göre 53 bin 537 canımızın hayatını kaybettiği ve 107 bin 213 yurttaşımızın yaralandığı depremler bize ülkemizin depreme ne kadar hazırlıksız olduğunu bir kez daha gösterdi. Depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen onlarca yurttaşımız hala çadırlarda ya da konteynerlerde yaşıyor. Binlerce yurttaşımız ise memleketlerini terk etmek zorunda kaldı ve geri dönmek isteseler dahi evleri yıkıldığı için dönemedi” diye konuştu. “TOPLUMSAL FELAKETE DÖNÜŞMESİNİN SEBEBİ MEVCUT İKTİDAR” Depremin toplumsal felakete dönüşmesinin sebebinin AKP iktidarı olduğunu söyleyen Arslan, “23 yıldır Türkiye’yi tek başına yöneten AKP iktidarı 6 Şubat depremleri öncesinde de, sonrasında da sınıfta kalmıştır. Yurttaşlarımız saatlerce enkaz altında kurtarılmayı beklemiş, birçok enkaza ise günler sonra müdahale edilmiştir. Hepimizi derinden sarsan ve asla hafızalarımızdan silemeyeceğimiz bir acıya dönüşen 6 Şubat depremlerinin büyük bir toplumsal felakete dönüşmesinin sebebi maalesef mevcut iktidar ve onun yanlış politikalarıdır” şeklinde konuştu. “DEPREMLE İLİŞKİLİ KURUMLARIN BÜTÇESİ DÜŞÜRÜLDÜ” 2025 yılında bütçesi düşürülen kurumların depremle ilişkili olan kurumlar olduğunu hatırlatan Arslan, “Ülkemiz deprem gerçeği ile karşı karşıya olmasına rağmen AKP iktidar bu konuya ilişkin ne yapmıştır peki? Tabi ki, hiçbir şey. Bilim insanları, uzmanlar ‘deprem geliyor’ diye bas bas bağırırken 2025 yılında Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bütçesi düşürüldü. Yine afetlerde önemli bir görev üstlenen AFAD’ın 2024 yılı bütçesi 671 milyar lira iken, 2025’te bu rakam 404 milyar düşürülerek 267 milyar olarak kabul edildi. En önemli konulardan birisi de Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın 2025 bütçesi. Kentimiz için de önemli bir konu olan ve yıllardır tartışılagelen kentsel dönüşüm birinci gündemimiz olması gerekirken, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın bütçesi de 2024 yılında 219 milyar lira iken, 2025’te 136 milyar liraya düşürüldü. 84 milyarlık da orada düşüş var” dedi. “TÜRKİYE’DE BİNALARIMIZ DEPREME DİRENÇLİ HALE GETİRİLMİŞ MİDİR?” Arslan, açıklamasını şu şekilde sürdürdü: “Buradan AKP iktidarına soruyoruz: Türkiye’nin tarihinde büyük yıkımlara ve binlerce yurttaşımızın ölmesine neden olan depremler varken, yeni deprem tehlikesine ilişkin bilim insanları uyarırken, bu bütçeleri neden düşürdünüz? Gerek Eskişehir’de gerek Türkiye’de binalar depreme dirençli hale getirilmiş midir? Söz konusu bu bütçelerle Türkiye depreme hazır hale getirilebilecek mi? Bir yanda deprem endişesi bir yanda yitirdiğimiz canlarımızın acıları, bir yanda ise cevaplanmasını beklediğimiz sorular dururken, 6 Şubat depremlerinde yitirdiğimiz canlarımızı saygıyla anıyor, yaralanan vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum.”

YRP İl Başkanı Güler: Haber

YRP İl Başkanı Güler: "Tartışarak Trafik Problemini Bitirmezler"

Yeniden Refah Partisi (YRP) Eskişehir İl Başkanı Faruk Güler, hem iktidarın hem yerel iktidarın Eskişehir'de yaşanan trafik sorunlarını çözmek yerine sadece tartışmayı tercih ettiğini belirterek; "Daha önce onlarca kez tartıştılar ama ne yazık ki bir iş yapmadılar. Eskişehir halkı artık her iki taraftan da laf değil icraat bekliyor" diye konuştu. Güler, Eskişehir'in en önemli sorunlarından birisinin yaşanan trafik kaosu  olduğunu, on binlerce sürücünün her gün bu sorun ile karşı karşıya geldiğini hatırlattı. Trafikte yaşanan sorunun hem iktidarın hem de yerel iktidarın vazifelerini zamanında yerine getirmemesi nedeniyle yaşandığına dikkat çeken Güler şunları söyledi: "Eskişehir merkezde yaşanan trafik sorunun çözümü için Büyükşehir Belediyesi de iktidar da gayret göstermeli. Çünkü mesele iki taraftan birinin işini yapması ile de çözüme kavuşmaz. Çünkü rahmetli Kemal Unakıtan zamanında bir şerit eklenen ve batçıklarla donatılan mevcut Çevre Yolu artık trafik yükünü kaldıramıyor ve Eskişehir halkının bir bölümü her gün bu yolda önemli bir zaman kaybediyor ve strese giriyor. İktidar milletvekili de bu konuda girişimde bulunup yeni bir çevre yolu için çalışacağına gereksiz bir tartışma başlatıyor. Benzer şekilde şehir içinde de bambaşka bir trafik sorunu var. Büyükşehir Belediyesi ne yazık ki 25 yıldan bu yana Eskişehir'deki trafiği rahatlatma adına herhangi bir çalışma gerçekleştirmedi. Hem iktidarın hem de yerelde Büyükşehir'in görevini yerine getirmemesi bugünkü büyük trafi kaosunu ortaya çıkardı.  Şimdi iktidara düşen şehrin Kuzey Çevre Yolu'nu bir an önce hayata geçirmektir. Sayın Ayşe Ünlüce'nin başkan olduktan sonraki çalışmalarına baktığımızda şehir içi trafiği rahatlatacak projelerin de hayat bulabileceğine inancımız artıyor. Öyle umuyoruz Sayın Ünlüce de bir an önce bu konunun üzerine eğilecektir. Zira Eskişehir'in bu konuda boşuna geçirecek tek bir saniyesi bile yoktur ve artık adım atılmazsa şehir yaşanılır bir yer olmaktan çıkacaktır.  Geldiğimiz noktada her iki taraf ta laf değil iş üretmeli artık. Lafla peynir gemisi yürümüyor!" dedi.

Ne Yediğimizi, Ne İçtiğimizi Denetlemek İktidarın Görevidir Haber

Ne Yediğimizi, Ne İçtiğimizi Denetlemek İktidarın Görevidir

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından geçen hafta açıklanan taklit ve tağşiş listesine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Toplantıda, özellikle domuz etinin kebaba, köfteye ve lahmacuna karıştırılması konusunun toplumda büyük yankı bulduğuna dikkat çekti. DENETİM YETERSİZLİĞİ VE GIDA GÜVENLİĞİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Bakanlığın açıklamasının değerli olduğunu, ancak taklit tağşiş yapanların üzerine şiddetle gidilmesi gerektiğinin altını çizdi. "Vatandaş, ödediği ücretin karşılığında tükettiği ürünün taklit ve tağşiş olmamasını, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın denetimleri sayesinde bir güvence olarak görüyor." diyen Gürer, geçmişte belediyelere verilen yetkilerin Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredilmesi sonrasında, bu konudaki kadroların yetersiz kaldığını belirtti. "Düzenli ve sürekli denetlenebilen yerler dışında kontrol dışı üretimin olduğu da bir gerçek." diyerek daha sıkı denetimlere ihtiyaç olduğunu vurguladı. PORTÖR MUAYENESİ VE GIDA ÜRETİMİ CHP’li Gürer, kamuoyunun dikkatine sunduğu bir diğer önemli konu ise gıda üretimi ve gıda güvenliği ile ilgili yasal düzenlemeler oldu. 1930 yılında çıkarılan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na göre gıda üretimi ve tüketim noktalarında çalışanlar için zorunlu olan portör muayenesi ve akciğer filmi uygulamalarının, 2011 yılında çıkarılan kanun ve 2013 yılında çıkarılan yönetmeliklerle kaldırıldığını hatırlattı. Sağlık Bakanlığı’nın, portör muayenesi ve tetkiklerin artık yapılmayacağına dair açıklama yaptığını belirten Gürer, bu durumun işletmelere bırakıldığını ifade etti. "Bugün gıda işletmelerinde, otel ve benzeri kuruluşlarda çalışan yabancı uyruklu kişilerin önemli bir kısmı kayıt dışı çalışıyor," diyen Gürer, bu kişilerin sağlık denetimlerinin yapılıp yapılmadığını sorguladı. "Eğer bu denetimler yapılmıyorsa, pandemi sürecinde yaşanan gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, toplu hastalıklara neden olabilecek salgın hastalıkların kapısı açık tutuluyor demektir." diyerek uyarıda bulundu. Gürer, gıda güvenliğini sağlamak adına, bu işletmelerde çalışanların mutlaka yeniden portör muayenesi ve akciğer filmi çekiminin sağlanması gerektiğini savundu. "Belediyeler de bu konuda tekrar yetkilendirilmelidir." şeklinde konuşarak, gıda güvenliğine dair gerekli adımların atılması çağrısında bulundu. KANUNDA DEĞİŞİKLİK CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, basın toplantısında önceki ve mevcut düzenlemeler arasındaki önemli farklara dikkat çekti. Gürer, “Eski haliyle Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, gıda ile ilgili iş yapanların üç ayda bir muayene ettirilmesini ve sıhhi rapor almasını zorunlu kılıyordu. Ayrıca, frengi, sarı verem, cüzam gibi bulaşıcı hastalıklara sahip olanlar ile halkın nefretini uyandıran cilt hastalığına sahip olanların meslek icra etmesine izin verilmemekteydi. Bu, gıda güvenliği açısından önemli bir önlem olarak değerlendiriliyordu. Yeni düzenlemede ise, gıda üretim ve satış yerleri ile toplu tüketim yerlerinde çalışanların hijyen eğitimi alması gerektiği vurgulanıyor. İş yeri sahipleri ve işletenleri, çalışanlara gerekli hijyen eğitimlerini vermekle yükümlüdür. Ayrıca, bulaşıcı hastalığı olduğu belgelenenler ve rahatsız edici açık yarası veya cilt hastalığı bulunanlar, hastalıklarının iyileştiğine dair rapor alana kadar bu iş yerlerinde çalışamazlar. Çalışanların, hastalıkları hakkında işverene bilgi verme yükümlülüğü de bulunmaktadır." Ömer Fethi Gürer, bu düzenlemenin sağlık açısından ciddi bir risk oluşturduğunu belirtirken, özellikle yabancı uyruklu çalışanların büyük bir kısmının kayıt dışı olması nedeniyle denetimlerin yetersiz kaldığına dikkat çekti. Eski düzenlemenin sağlık güvenliğini sağlamada daha etkili olduğu vurgulanırken, yeni düzenlemenin uygulamada ne derece etkili olacağı sorgulanmaktadır. Gürer, sağlık ve gıda güvenliği konusunda bu tür düzenlemelerin artırılması ve yapılan düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ifade ederek, gıda işletmelerindeki denetimlerin güçlendirilmesi gerektiğine dair çağrıda bulundu. GIDA GÜVENLİĞİ İÇİN PORTÖR MUAYENELERİ YENİDEN UYGULANMALI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, portör testi ve akciğer filmi üç ayda bir zorunlu kılınması gerektiğini, hijyen şartlarında üretimin sorunlu olduğunu, yabancı uyruklular dahil kayıt dışının arttığını, gıda işletmeleri ve yemek tüketilen iş yerlerinde çalışanlarda bu muayenelerin olası salgın hastalıkların önüne geçilmesini sağlayacağını ifade etti. Ülkemize gelen göçmenlerin gıda işletmelerinde ve turizm sektöründe çalışmasının sağlık denetimlerini zorunlu kıldığını dile getiren Gürer, "Ekonomik sorunlar ve yokluk, hastalıkların gıda için de bir gerekçesi olmamalıdır." diye konuştu. YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİ Gürer, 1930 yılında yürürlüğe giren, ancak 2011 yılında kaldırılan portör muayenesi uygulamalarının yeniden getirilmesi gerektiğini vurguladı. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer: "Gıda, milli güvenlik kadar önemlidir. Savaşların yaygınlaştığı, kuraklığın oluştuğu, mevsimsel değişimlerin yaşandığı bu süreçte üretimle ilgili sorunların yanı sıra tüketim ile ilgili sorunların da ortaya çıktığı görülmektedir. Bunun bir nedeni de ülkemize gelen 10 milyon civarındaki göçün gıda işletmelerinde, restoranlarda, turizm işletmelerinde çalışıyor olmasıdır. Bu kişilerin sağlıkları, orada tüketici olan herkesi ilgilendiriyor. Ekonomik anlamdaki sorunların yanı sıra göçle gelenlerin bedensel anlamda sağlık durumları, tetkik edilmesi gereken bir ihtiyaçtır. Yokluk ve yoksulluk da hastalıkların bir gerekçesi olarak tanımlanabilir. Onun için muayeneleri bir ihtiyaçtır. Bu nedenle, bir an önce içinde bulunduğumuz koşullar dikkate alınarak çalışılan alan gıdaya yönelikse, üretimde çalışanlara yeniden 1930 yılında yürürlükte olan uygulama tekrar getirilmelidir. Sağlıklı bir ürün aldığınızı varsayarak ya da sağlıklı bir ürün size sunulduğunu düşünerek, hiç ummadığınız bir biçimde kendi paranızla bir hastalığı da satın alma olasılığı yüksektir. Fırın gibi, lokanta gibi, restoran gibi umuma açık insanların üretimin içinde olduğu yerler mutlaka düzenlemeler gerektirir. 'Ne olacak?' dememeli; sorun oluşmadan bu süreci doğru yönetmek gerekir." dedi.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.