SON DAKİKA
Hava Durumu

#Mehmet Ektaş

Porsuk Haber Ajansı - Mehmet Ektaş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mehmet Ektaş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Siyasetin Ritmi Bozulursa, Ülkenin Kalbi Durur Haber

Siyasetin Ritmi Bozulursa, Ülkenin Kalbi Durur

AHPADİ Derneği tarafından son günlerde yaşanan gelişmeler ve yaşanan yargı baskılarına ilişkin bir basın toplantısı düzenlendi.  AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş tarafından düzenlenen basın toplantısında şu ifadelere yer verildi; "Basınımızın değerli temsilcileri, Saygıdeğer Eskişehirliler; 1982 Anayasasında, eşitlik ilkesini düzenleyen  10. Maddeye göre: "Herkes, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişi, aile, zümre veya sınıf imtiyaz sahibi değildir. Anayasanın bu maddesi gereği, suç şüphesi altında bulunan herkes soruşturulabilir ve yargılanabilir. Ancak; Anayasamızın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklinde ifade edilen masumiyet karinesi de, savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde dahi sınırlandırılamayan mutlak bir temel hak olarak yer almaktadır. O halde, Anayasanın 10. Maddesi, yargılama süreçlerinde Anayasanın 38. Maddesini zedelemeyecek bir anlayışla uygulanmalıdır, bunu gerçekleştirecek ise yargının kendisidir. Siyaset, toplumun atar damarıdır. Bernard Crick’in tanımlamasıyla “Siyaset, farklı çıkarlar arasında bölünmüş toplumların, şiddet içermeyen özgür tartışma yoluyla yönetilmesidir”. “Siyasetin ritmi bozulursa, Ülkenin kalbi durur“ Atatürk 1 Kasım 1930 tarihinde “Siyaset sahasında karşılıklı faaliyetin feyizli gelişmeleri ancak vatandaşlar arasında düşmanlık meydana gelmesine mahal verilmemesiyle temin olunabilir.” diyerek her konuda olduğu gibi siyasetin nasıl yapılması gerektiği konusunda da bize yol göstermiş, siyasetin özellikle kutuplaşmaya meydan vermeyecek usul, dil ve yöntemlerle yapılması gerektiğini işaret etmiştir. Ancak Ülkemizde siyasetin dili ve uygulamaları kutuplaşmayı teşvik etmeye, kutuplaşmaktan beslenmeye devam ediyor. Bu sağlıksız siyaset ortamı, bir yandan da lekelenmeme hakkını ihlal ediyor. Masumiyet karinesinin yansımalarından biri olan "lekelenmeme hakkı"; suç şüphesi nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişinin bu işlemlerden dolayı onur, şeref ve haysiyetinin zarar görmemesi, toplum içindeki saygınlığının zedelenmemesi, hakkında henüz kesin hüküm verilmemiş kişinin masumiyetine zarar verecek, kişiyi toplum nezdinde mahkûm edecek her türlü söz, yayın, haber gibi davranışlardan kaçınmadır. Bu hakka saygı, tüm yurttaşlar yönünden önemli ise de özellikle siyasi yönden öne çıkan kişiler yönünden daha fazla özen gösterilmesi gereken bir haktır. Çünkü ve ne yazık ki siyasi rekabet, sadece hizmet ve proje yarışı üzerinden değil rakibini kirletmek üzerinden de şekillenmektedir. Hukuk ve yargı, buna izin vermemeli, kendini de araçsallaştırmamalıdır. Kamuoyunun yakın tanıdığı bazı kişilerin çocuklarının denkliği olmayan yabancı Üniversitelerden Ülkemizdeki Üniversitelere geçişlerine İdare Mahkemelerinin kesinleşmiş kararlarıyla kazanılmış hak kavramıyla meşruluk kazandırılırken yıllar önce verilmiş bir diplomanın iptali, PKK terör örgütünün liderine “önder” tanımlamasıyla saygınlık kazandırılıp, Türk Milletini Şeyh Sait, Seyit Rıza ile tehdit edenlerle kucaklaşanlar, silahlı terör örgütüne yardımdan hapis cezasına çarptırılmış belediye başkanını terörist başının ulağı yapanlar, ayakta karşılayanlar alkışlanırken İstanbul Belediye Başkanına terör örgütüne yardım suçlamasıyla  gelen gözaltı kararları, toplumun büyük bir bölümünün vicdanında siyasi bir hamle olarak değerlendirilmiştir. Son yaşanan olaylar,  siyasi iktidarın seçimle yenemeyeceğini anladığı rakibini yargı yoluyla safdışı bırakmaya çalıştığı yönünde ciddi suçlamalara dönüşmüştür ve bu tartışmaların toplumda büyük bir oranla alıcısı bulunmaktadır. Bu tartışmalar, zaten örselenmiş siyasetin yanında yargı ve diğer devlet kurumlarına olan güveni de zedelemektedir, milli iradeye saygının ortadan kalkacağı, millet egemenliği ilkesinin rafa kaldırılacağı kaygılarını derinleştirmektedir. “Kendilerine bir milletin talihi bırakılmış olan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini, yalnız ve ancak yine milletin hakiki ve elde edilebilir menfaatları yolunda kullanmakla mükellef olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar” demişti Atatürk. Atatürk’ün işaret ettiği üzere; Hırsa değil akla, Kuvvete değil hukuka ihtiyacımız var. Kavgaya değil, barışa, Tartışmaya değil istişareye ihtiyacımız var. Ancak, siyasetçilerimiz Atatürk’ün çizdiği çerçeveden uzaklaştıkca, siyasetin nefes alanı daralıyor, ritmi bozuluyor. Bataklığa dönmüş bu siyaset ortamında, Ülkemiz hızla uçuruma doğru sürükleniyor. Çıkış yolu bellidir. Yargı alanında; hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin eksiksiz uygulanması, Ülkemizdeki siyasetin kendi alanında rolünü ve görevini yapabilmesine ve gelişmesine hizmet edecektir. Siyaset alanında; kucaklaşmalar, saygı ve sevgi dili birliğimize hizmet edecektir. Bir an önce, ortak akla, sağduyuya ve millet iradesine gitmeye ihtiyaç vardır. İktidarından muhalefetine siyasetin tüm aktörlerini, Türk Milletinin çıkar ve ortak ülküsü etrafında; diyalog,  istişare ve  işbirliğine davet ediyoruz. Türkiye için, Türk Milleti için Atatürk’te birleşelim."

AHPADİ Ektaş: Haber

AHPADİ Ektaş: "İnanç İstismarı Sezonu mu Açıldı?"

AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş, Eğitim-Bir-Sen tarafından tekrar gündeme getirilen İnanç Kıyafeti Özgürlüğü talebi ile ilgili olarak bir basın açıklaması yaptı. AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Basınımızın değerli temsilcileri, Saygıdeğer Eskişehirliler; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, bir yandan bölücülerin, bir yandan laik düzen karşıtlarının sürekli hedefinde. Değişim talepleriyle, aslında Anayasa’nın özünü oluşturan Atatürk ilke ve devrimleri hedef alınmak isteniyor. Karşı devrimciler, her alandaki örgütlü yapılarıyla Anayasa’ya sürekli saldırılıyor. Öğretmenlerin mali ve özlük haklarının takipçisi olmaktan daha çok, Türkiye Cumhuriyetinin laik hukuk devrimi örseleme çabalarıyla, laik, bilimsel ve akılcı eğitime açtığı savaşla gündem oluşturan Eğitim Bir-Sen isimli sendika da bunlardan biri. Eğitim Bir-Sen  tarafından dün yapılan basın açıklamasıyla, Ailenin Korunması ve İnanca Dayalı Kıyafet Özgürlüğü konusunda Anayasada değişiklik yapılması için Türkiye genelinde imza kampanyası başlatıldığı duyuruldu. Aynı Sendikanın, bu konuda daha önce de girişimleri olmuştu. Sendikanın açıklamasından, Ailenin Korunması başlığından kast edilenin LGBT bireyler olduğu ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türk Medeni Kanunu aileyi korumaktadır. Anayasa’nın 41’inci maddesi Ailenin korunması ve Çocuk Hakları başlıklıdır, bu konuda Devlete sorumluluk ve görev yükler. Türk Medeni Kanunun 2. Kitabı Aile Hukukuna ilişkindir. Medeni Kanunun Evlenme Ehliyeti ve Engelleri başlıklı İkinci ayırımında evliliğin kadın ve erkek arasında olduğu açıkça yazılıdır. Ülkemizde LGBT Bireylerinin evlenmelerine izin verildiği ya da verilebileceği iftira olduğu gibi, Milletimizin büyük çoğunluğunun sahip olduğu örf, adet ve inancımız buna müsaade etmez. Ancak, Sendika, sanki Anayasamız ve Medeni Kanunumuz LGBT bireylerin evlenmelerine yol açıyormuş gibi bir izlenim yaratarak toplumsal bir çatışma alanı oluşturup bunun üzerinden siyasi cephelerini tahkime çalışmakta, açıkça inanç istismarı yapmaktadır. “Aileyi Korumak İsteyenler, Ekonomiye Baksınlar” Eğitim Bir-Sen Ailenin Korunmasını yapay LGBT tartışmasıyla gündeme getireceğine Türk Aile Yaşantısını derinden sarsan gerçek gündeme sarılmalıdır. İşsizlik, gelir adaletsizliği, ev sahibi olamama, yetersiz beslenme, kültürel ve sosyal etkinlere erişememe, çocuklara kaliteli eğitim imkanı sunamama gibi nedenlerle, aile için çekişmeler ve sonucunda  boşanmalar her geçen gün artmakta, şiddet dalga dalga yayılmaktadır. Ailenin Korunması, bu problemlerin çözülmesinden geçer. Ülkemizde 1980 Darbesinin zulmü olan eğitimde baş örtüsü yasağı, toplumumuzun tüm kesimlerinin çabası ve mücadelesiyle sorun olmaktan çıkarılmıştır. Bugün, hiçbir baş örtülü yurttaşımızın baş örtüsü nedeniyle eğitim hakkından, istihdam yoksun bırakılması, ayrımcılığa uğraması gibi sorunu yoktur. Eğitim Bir-Sen’in “İnanca Dayalı Kıyafet Özgürlüğü” söylemiyle baş örtüsü üzerinden yeniden istismar alanı açarak aslında başka hedeflere odaklandığı açıktır. İnanca Dayalı Kıyafet Nedir? Talep Nedir? İnanca dayalı kıyafet, okullara sarıkla mı gitmektir? İnanca dayalı kıyafet, okullara peçeyle mi gitmektir? İnanca dayalı kıyafet, okullara cüpbeyle mi gitmektir? İnanca dayalı kıyafet, okullara kandurayla mı gitmektir? İnnaca dayalı kıyafet, okullara kipa ile mi gitmektir? Farklı inançlara ait simgelerin kamusal alana ve eğitime taşınma isteği, özgürlük talebi değil, toplumu ayrıştırma ve kamplaştırma özleminin dışa vurumudur. 1982 Anayasasının 174’üncü maddesinde yer verilen, 2596 sayılı “Bazı Kisvelerin (kıyafetlerin) Giyilemeyeceğine Dair Kanun” la din adamlarının dahi din kıyafetlerini ibadet yerlerinin dışında giyemeyecekleri yasaklanmışken, Eğitim Bir-Sen’in dini kıyafetleri okullara taşıma isteğiyle laikliği hedef aldığı ortadadır. Anayasanın 42 ve Milli Eğitim Temel Kanununun ilgili maddelerinde, Eğitim Ve öğretim Faaliyetlerinin amaçları, ilke ve değerleri belirlenmiştir. Buna göre, Türk Milli Eğitimi, Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleriyle yoğrulur, laik, bilimsel, Atatürk İlke ve Devrimleriyle şekillenir. Buna aykırı her talep, Anayasal suç olduğu gibi Türk Milletinin bütünlüğünü, ilke ve değerlerini hedef alan art niyetli anlayıştır. Milletimiz, Ülkemize karanlığa doğru kanat çırpmaya zorlayanlara fırsat vermeyecektir."

AHPADİ'den Yerel Yönetim ve Yönetime Katılım Konferansı Haber

AHPADİ'den Yerel Yönetim ve Yönetime Katılım Konferansı

Kısa adı AHPADİ olan Adaletin Hukuku ve Parlamenter Demokrasi İdeali Derneği Gürcan Banger'in konuşmacı olduğu Yerel Yönetim ve Yönetime Katılım konferansı düzenledi. Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salon’da gerçekleştirildi konferansa Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Sivil Toplum Kuruluşları temsilcileri ve vatandaşlar katılım gösterdi. Sunuculuğunu Batur Gürgan'ın yaptığı konferansın açılış konuşmasını yapan AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ektaş, özgürleşmemiş bireylerden demokrasiyi savunmaları ve demokrasiye katkı sağlamaları  beklenemez dedi. Başkan Ektaş, doğrudan demokrasinin günümüzde yerini alan temsili demokrasinin halkın sorunlarını çözmekten uzak, belli güç odaklarına hizmet eden, katılımcılığı ve üretkenliği engelleyen ve ülkemizde de tek kişinin vesayetine dayanan bir sisteme dönüştüğü söyledi. AHPADİ Derneği olarak parlamenter demokrasinin tüm kurum ve kuruluşlarda geliştirilmesine hizmet etmek istediklerini söyleyen Ektaş katılımcı demokrasinin ülke genelinde söz sahibi olabilmesi için önce yerel düzeyde katılımcılığın geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Başkan Ektaş, yerel düzeyde katılımcılığın sivil toplum kuruluşları ziyaretlerinden ileri geçemediğini ifade ederken, Odunpazarı Belediyesi tarafından mahallelerde oluşturulan Kent Meclislerinin katılımcı demokrasiye çok güzel birer örnek olduğunu söyledi. Gürcan Banger tarafından verilen konferansta; Yerel Yönetim, Demokrasi ve Yerel Yönetim İlişkisi, Katılımcı Demokrasi, Yerel Yönetimlerde Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik, Sivil Toplum ve Yerel Yönetim İş Birliği, Kadınların ve Gençlerin Yerel Yönetimlere Katılımı, Yerel Yönetimlerde Teknolojinin Rolü, Kentsel Dönüşüm ve Yerel Yönetimlerin Karar Alma Süreçleri, Yerel Yönetimlerde Çeşitlilik ve Kültürel Katılım, Yerel Yönetimlerde Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri ile Uluslararası İyi Uygulama Örnekleri hakkında katılımcılara bilgiler verildi.

Anayasa ve Kanun Uygulansın, Bölücü Partiler Kapatılsın Haber

Anayasa ve Kanun Uygulansın, Bölücü Partiler Kapatılsın

AHPADİ Derneği tarafından HÜDAPAR ve DEM Parti tarafından son günlerde yapılan açıklamalara tepki gösterildi. AHPADİ Dernek Başkanı Mehmet Ektaş yaptığı açıklamada HÜDAPAR ve DEM Parti ile ilgili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını ve Anayasa Mahkemesini göreve davet etti. Başkan Ektaş yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Basınımızın değerli temsilcileri, Saygıdeğer Eskişehirliler; HÜDAPAR ve DEM ismiyle faaliyette bulunan, parti görünümlü yıkıcı, bölücü yapılanmaların son günlerde iyiden iyiye artan yalan ve iftiralarla bezenmiş, başta Anayasa olmak üzere Laik Hukuk Devriminin bütün, ilke kural ve kurumlarını hedef alan tehditkar ve tahrikkar beyan ve davranışları kamuoyunda infial yaratmakta, kaygı ve kızgınlıkla izlenmektedir. 2709 Sayılı Anayasa’nın Parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma başlıklı 68’inci maddesinin dördüncü paragrafında; “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemlerinin, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne,  insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamayacağı; suç işlenmesini teşvik edemeyeceği”,  2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununun Siyasi partilerin vazgeçilmezliği ve niteliği başlıklı 4’üncü maddesinde  “Siyasi partilerin Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışacağı” kuralına yer verilmiştir. Burada sözü edilen Atatürk ilkelerinin adı, Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi el yazısıyla belirttiği üzere Kemalizm’dir. Yine, Siyasi Partiler Kanunun Siyasi partilerle İlgili Yasaklar Başlıklı dördüncü bölümünde; Demokratik Devlet düzeninin korunması ile ilgili yasaklar, Milli Devlet Niteliğinin Korunması, Bağımsızlığın Korunması, Devletin tekliği ilkesinin korunması, Azınlık yaratılmasının önlenmesi, Bölgecilik ve ırkçılık yasağı, Eşitlik ilkesinin korunması, Atatürk İlke ve İnkılaplarının ve Laik Devlet Niteliğinin Korunması, Dini ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar yasağı konuları ayrıntılı olarak düzenlenmiş, bu konularda siyasi partilerin sorumlulukları belirlenmiştir. Ancak, hepimizin yakından takip ettiği gibi; HÜDAPAR ve DEM yapılanmaları; Millet egemenliğine, Atatürk ilke ve inkılaplarına, Kemalizm’e, Türk Devletinin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne karşıdırlar. Bu konudaki görüşlerini gizlemeden açık açık ifade etmektedirler. 2709 Sayılı Anayasa’yı, yeni Anayasa ya da Anayasa’da değişiklik afyonuyla ortadan kaldırmak suretiyle, Çerçevesi Anayasayla net olarak belirlenmiş Türkiye Cumhuriyetini yıkmak istemektedirler. Anayasa’nın Siyasi partilerin uyacakları esaslar başlıklı 69’uncu maddesinde “bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verileceği, bir siyasi partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verileceği, bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Siyasi partilerin kapatılmasının, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanacağı belirtilerek görev ve sorumlu Kurum olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Anayasa Mahkemesi işaret edilmiştir. Bu düzenlemeler Siyasi Partiler Kanununda da tekrar edilmiştir. Kamuoyuna yansıyan tüm beyan ve eylemleri, HÜDAPAR ve DEM!in kapatılmasını gerektirir şartların oluştuğunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde göstermektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Anayasa Mahkemesi Anayasal Kuruluşlardır. Görevleri, Anayasa’yı, Anayasa’da nitelikleri belirtilmiş Türkiye Cumhuriyetini korumaktır. Bu görevlerini yapıp yapmamak noktasında inisiyatif kullanmaları söz konusu değildir. Ancak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu görevini yerine getirme, HÜDAPAR ve DEM yapılanmasının kapatılma Davası açmak için soruşturma başlattığıyla ilgili hiçbir çalışması kamuoyuna yansımamıştır. Anayasa Mahkemesinin ise 2021 yılında başlayan HDP’nin kapatılması davasını yılardır karara bağlamamış ve dosyayı rafa kaldırmış olması da keyfiyetine işaret etmektedir. Biz, Laik Hukuk Devrimi Korumak Cumhuriyeti Korumak ilkesiyle hareket eden bizler Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını ve Anayasa Mahkemesini görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz."

Terörle, Teröristlerle Müzakere Edilmez, Mücadele Edilir Haber

Terörle, Teröristlerle Müzakere Edilmez, Mücadele Edilir

AHPADİ Derneği tarafından terör örgütüne silah bırakma çağrısı ile başlayan ve müzakere sürecine dönüşen süreç ile ilgili olarak bir basın toplantısı düzenlendi. AHPADİ Derneği tarafından Hamamyolu Yediler Parkında düzenlenen basın toplantısına AHPADİ Dernel Başkanı Av.Mehmet Ektaş, Yönetim Kurulu Üyeleri, MSD Genel Başkanı İbrahim Şavlukbaş, ADD Eskişehir Şube Başkanı Cihan Taşar, MSD Eskişehir Şube Başkanı Güler Yılmaz, Siyasi Parti ve Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcileri katılım sağladı. Meclise, milletvekillerine, Anayasal Kuruluşlara seslenen AHPADİ Dernek Başkanı Av. Mehmet Ektaş basın toplantısında yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi;  ''Basınımızın değerli temsilcileri, Saygıdeğer Eskişehirliler; Ülkemizin yaşadığı terör belası, emperyalizmin coğrafyamızdaki oyunlarının bir parçası olarak Osmanlı İmparatorluğu döneminden günümüze kadar uzanan mirasıdır. Kurulduğu ilk günden bugüne kadar Cumhuriyetimizin Türk Milleti Egemenliğine dayanan laik, demokratik, hukuk devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, Atatürk İlkeleri ve devrimleri, karşı devrim saldırılarına maruz kaldı. Siyasal düzlemde yer alan bu saldırılar, bir çok dönemde de isyanlar, kalkışmalar ve silahlı terörle desteklendi. Türk Milleti, isyanlar, kalkışmalar ve nihayetinde terör örgütüyle yaptığı mücadelede binlerce vatandaşını şehit verdi, yüz milyarlarca dolar harcadı, acısını yüreğine gömdü, geri adım atmadı. 2015 yılından sonra yaşanan son dönemde de, bütün devlet kuruluşlarının etkili ve öz verili çalışmaları sayesinde terör örgütünün beli bir kez daha kırıldı. Cudi, Gabar, Kandil yerle bir edildi. Terör örgütünün ekonomik, siyasal kaynaklarının önü büyük ölçüde kesildi. Artık terör örgütü, çocukları, gençleri kandırıp dağa çıkaramıyor.  Elebaşları köstebek gibi yaşadıkları yer altından burunlarını çıkaramıyor saklandıkları yerlerden çıktıklarında MİT operasyonlarıyla anında yok ediliyorlar. Ancak, ne hikmetse, terör örgütünün zaten parmağını oynatamadığı, yöneticilerinin güneş yüzü göremediği bu dönemde Devlet Bahçeli “buyursun terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, “Umut Hakkı”nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın.” sözleriyle kısa bir süre önce terörist başına çağrıda bulundu ve af vaat etti. PKK’nın belinin kırıldığı, teröristbaşının af dilemediği bir ortamda Devlet Bahçeli’nin, bu çıkışı kamuoyunda büyük bir şaşkınlıkla karşılandı. Kendisinden terörün bittiğini, örgütün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etmesi istenen terörist başı ise bu konuda hiçbir söylemedi. Ne yaptı! Devlet Bahçeli’nin çağrısını, bir zafiyet olarak değerlendirdi, kendine fırsata çevirdi. Siyasi aktörlüğe soyundu.  Kendini üst akıl ilan etti! Pazarlık masası kurdu! Türk Devletine akıl verdi. Muhalefete rol biçti. Milletvekillerine istikamet çizdi. Değerli hemşerilerimiz, Emperyalizmin çizdiği çerçeveye bağlı olarak terör örgütünün taleplerinin; yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayet yetkisinin kaldırılması, devlet okullarında da ana dilde eğitim çıkışıyla iki dilli, iki uluslu, federatif bir devletin temellerini atmak olduğu bellidir. Emperyalizmin ve feodalitenin maşası PKK/YPG terör örgütünün ve onların siyasi sözcüsü DEM ve diğer partilerin talepleri açıktır. Türkiye’yi bölmek, bir vatan toprağı üzerinde başka bir devlet kurmak istemektedirler. Bu amaca, geçmişte kopardıkları ve şimdi koparacakları küçük tavizleri ileri de birleştirerek varmak istiyorlar. Bu ana hedef ülküsüyle, güçlendikleri her yeni dönemde tekrar silahla karşımıza çıkacaklar, yeni tavizler talep edecekler, biz ise verdiğimiz ve geri dönüşü olmayan tavizlerle aldanmış ve oyalanmış olacağız. Türk Milleti, bu durumu geçmiş yıllarda bir çok kez tecrübe etmiştir. Aynı yolun tekrar denenmesinde hiçbir fayda yoktur. Terörle, teröristlerle müzakere edilmez, mücadele edilir. Aziz Türk Milletini hain Şeyh Sait’in, hain Seyit Rıza’nın, teröristler Sakine’nin, Mahsun’un yaptıklarıyla tehdit eden, her fırsatta Türk Devletini, topraklarının bir bölümünde işgalci olarak nitelendirme cüretini gösteren, teöristbaşının başlattığı müzakere masasında anlaşma olmazsa Ülkemizin bir bölümünü Gazze’ye çevirme sopası gösteren anlayışının temsilcileriyle hiçbir görüşme yapılamaz. Meclise, milletvekillerine, Anayasal Kuruluşlara sesleniyoruz. -Teröristbaşıyla kurdurulan temas hemen sona erdirilmeli, müzakere sürecine dönüşmesine izin verilmemelidir. -Terörle yürütülen mücadeleye aynı kararlıkla devam edilmelidir. -Terör örgütüne destek veren partiler ile Anayasaya aykırı faaliyetlerde bulunan tüm partilerin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Anayasa Mahkemesi görevlerini yapmalıdırlar. -Terör örgütüne destek veren  ve Türk Milletini tehdit eden sözde milletvekilleri için Cumhuriyet Başsavcılıklarınca hemen soruşturma başlatılmalıdır. -TBMM’ce terör örgütüne destek veren  ve haklarında fezleke olan sözde milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılarak yargılanmalarının önü açılmalıdır. Bugün faaliyette bulunan TBMM ‘de temsil edilen partiler ve Milletvekilleri, 2023 yılında yapılan Milletvekilliği Genel Seçimlerinde kullandıkları dil, vaat, sahiplendikleri değer ve ilkeler ile oy istediler ve seçildiler. Bugün geldiğimiz noktada ise bir çok partinin ve milletvekilinin 2023 seçimlerini unuttuğunu, tam tersi konuşma ve eylemler içinde olduklarını esefle takip ediyoruz. Bu siyasi ahlakla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, mecliste bulunan partilerin önemli bölümü ve milletvekilleri siyasi meşruluklarını kaybetmişlerdir. Şimdi savundukları yeni değerleri ve paradigmalarıyla halkın önüne tekrar çıkmalı, destek istemelidirler. Bb nedenle de hemen seçim yapılmalıdır. Saygılarımızla.''

Asgari Ücret, Açıkça Hukuka da Aykırıdır, Dava Edilebilir Haber

Asgari Ücret, Açıkça Hukuka da Aykırıdır, Dava Edilebilir

AHPADİ Derneği tarafından dün açıklanan 2025 yılı asgari ücreti ve hukuksal boyutu ile ilgili olarak bir basın toplantısı düzenlendi.  AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ektaş tarafından düzenlenen basın toplantısında şu ifadelere yer verildi; "Basınımızın değerli temsilcileri, Saygıdeğer Eskişehirliler; Dün akşam saatlerinde, oldu bitti havasında düzenlenen, İşçi temsilcilerinin katılmadığı toplantıda asgari ücret tespit komisyonunca  2025 yılında uygulanacak asgari ücretin, %30 artışla net 22.104 TL olarak tespit edildiği açıklandı. Açıklamayla birlikte, toplumun her kesiminden ve hatta mevcut AKP İktidarını destekleyen kesimlerden büyük tepkiler geldi. Vatandaşların derinden hissettiği hayat pahalılığında, fiyatların el yaktığı, “aman, yandım” dedirttiği, enflasyonun %50 civarında demir attığı ortamda, %30 artış oranı her şeyden önce vicdanları sızlattı, yurttaşlarımızın adalet duygusu bir kez daha yara aldı. AHPADİ olarak bizler, hakkaniyete ve vicdana aykırı olan asgari ücret kararının hukuki boyutuna da dikkat çekmek istiyoruz. “Asgari Ücret sadece vicdana değil, hukuka da aykırıdır.”  Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütünün 26 Numaralı Asgari Ücreti Belirleme Sözleşmesine taraftır.  2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “ücrette adalet sağlanması” başlıklı 55’inci maddesinde “ücretin emeğin karşılığı olduğu, devletin çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alacağı, asgari ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumunun da göz önünde bulundurulacağı” belirtilmiştir. Anayasanın bu amir hükmü doğrultusunda, 4857 Sayılı İş Kanunun 39’uncu maddesinde “ücretlerin asgari sınırlarının Asgari Ücret Tespit Komisyonu aracılığıyla belirleneceği” hususu düzenlenmiş ve bu amaçla 01/08/2004 tarihli 25540 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Asgari Ücret Yönetmeliği yürürlüğe konulmuştur. Yönetmelikte asgari ücret “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” olarak tanımlanmıştır. O halde, asgari ücretin bir hesaplama temeline, bu hesaplama için de tarafların üzerinde anlaştıkları bir bekar işçinin zorunluluğu gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu harcamalarını gösteren bir tabloya dayanması gerekir. Ancak, asgari ücret tespitlerinin yıllardır bu şekilde yapılmadığı, işveren ve hükümet temsilcilerinin dayattığı rakamların ilan edildiği malumdur. Asgari Ücret Tespit Komisyonunun kararları kesindir. Anayasal devletlerde, hukukun üstün olduğu Ülkelerde hiçbir karar yargı denetimi dışında olamaz. Bu kapsamda, Asgari Ücret Tespit Komisyonu kararları da yargısal denetime tabidir. Ülkemizde yıllardır hukuka aykırı olarak yapılan asgari ücret tespit uygulamalarını durdurmak, keyfiliği ortadan kaldırmak için güçlü bir hukuk mücadelesine de ihtiyaç vardır. Yukarıda yaptığımız açıklamalardan görüldüğü gibi, asgari ücretin tespit yöntemi ve sonuçları, Yönetmeliğe, İş Kanununun 39 ve Anayasa’nın 55’inci maddesine ve 26 Numaralı ILO Sözleşmesinin amacına  aykırıdır. Bu aykırılık, etkilenen tüm kesimlere, karar hakkında yargısal denetim yoluna başvurma hakkını ve gerekçesini doğurmaktadır. Asgari Ücret Yönetmeliği dayanağı İş Kanunu olup, bu konuda açılacak bir davada adli yargının yetkisi içinde olduğunu ve İş Mahkemesi görevine girdiğini değerlendirmekteyiz. İşçi Sendikalarımız ve özellikle asgari ücretten etkilen işçilerimiz bir an önce ilk derece mahkemelerinden başlayacak ve nihayetinde Anayasa Mahkemesine kadar ilerleyecek bir yargı sürecine başvurarak mücadelelerini ortaya koymalıdırlar."

Hedef, Kreş Değil, Laik, Bilimsel, Atatürkçü Eğitim! Haber

Hedef, Kreş Değil, Laik, Bilimsel, Atatürkçü Eğitim!

AHPADİ Derneği tarafından kamuoyunda gündeme gelen belediyelerin açtığı kreşlerin kapatılması ile ilgili olarak bir basın toplantısı düzenlendi. AHPADİ Dernek Başkanı Av. Mehmet Ektaş tarafından düzenlenen basın toplantısında şu ifadelere yer verildi; Basınımızın değerli temsilcileri, Saygıdeğer Eskişehirliler; Yoksulluk, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısının en yoğun hissedildiği, halkın feryadının arşa erdiği, dolayısıyla bu durumun gündemi oluşturması, çözümün tartışılması gerektiği bu günlerde, yapay gündemlerle kamuoyu sürekli meşgul edilmekte, halkımız adeta ipteki cambaza baktırılmaktadır. “Mustafa Kemalin Askerleriyiz” diyen teğmenler hakkında başlatılan soruşturma, terörist başına umut af gibi gündem değiştirmeye yönelik hamlelere bir yenisi daha eklendi. Milli Eğitim Bakanlığının belediyelere bağlı olarak kreş adı altında açılan ancak okul öncesi öğretim kurumu gibi faaliyet gösteren yerlerin faaliyetlerine izin verilmemesi konulu yazısı büyük yankı uyandırdı. Özellikle, yazı da bu tespitlerin hangi belediyelerin hangi kreşleri için yapıldığının belirsiz olması, genelleyerek tüm belediye kreşlerini hedef alması, kreşlerin kapatılacağı yönünde haklı kaygılara ve eleştirilere neden oldu. Tartışmanın ele alınış biçimi ise, bir çok kesim tarafından kreş, gündüz bakımevi, ana okulu, okul öncesi eğitim kurumu ayrımının, bunların dayanağı mevzuatın, kurum ve kuruluşların yetki çerçevelerinin yeterince bilinmediğini de ortaya çıkardı. Kreş ve gündüz bakımevleri, çalışan kadınların çocuklarının çalışma saatleri içinde güvenle bırakılabileceği, bakım ve gözetimlerinin sağlanabileceği, sağlıklı beslenebilecekleri, sosyalleşebilecekleri kurumlardır. Bu kurumların temel amacı, çocuklara eğitim vermek değil bakım ve gözetimlerini sağlamaktır. Ana okulu olarak bilinen okul öncesi öğretim kurumları ise, okul çağına yaklaşan çocukları okula hazırlamak amacıyla oluşturulan eğitim ve öğretim kurumlarıdır. Bu kurumların temel amacı ise eğitim ve öğretimdir. Ülkemizde, tartışılan alanı düzenleyen mevzuatı; Eğitim ve Öğretimin Birleştirilmesi konusundaki devrim Kanunu,       Anayasanın eğitimle ilgili maddeleri       Milli Eğitim Temel Kanunu       Belediyeler Kanunu       Devlet Memurları Kanunu       İş Kanunu       Özel Öğretim Kurumları Kanunu       Okul Öncesi Eğitim Ve İlköğretim kurumları Yönetmeliği       Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri ile Özel Çocuk Kulüplerinin Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmelik        Kamu Kurum Ve Kuruluşlarınca Açılacak Çocuk Bakımevleri Hakkındaki Yönetmelik olarak sıralayabiliriz. Bu mevzuatlara göre; okul öncesi eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığının onay ve izniyle açılmakta, Milli Eğitim Bakanlığının denetimize tabi olmaktadır. Kreş ve gündüz bakım evleri ise Aile Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının onay ve izniyle açılmakta, Aile Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının denetimine tabi olmaktadır. Bu çerçevede, bu kurumlardaki tüm faaliyetlerin Anayasada, Milli Eğitim Temel Kanununda belirtilen ilke, değer ve hedeflere uygun olması gerekmektedir. Milli Eğitim Temel Kanununda, Milli Eğitimin Temel İlkeleri sıralanmıştır. Bunlar içinde Laiklik, Bilimsellik, Atatürk Inkılap ve İlkeleri ile Atatürk Milliyetçiliği hedefi özel bir yer oluşturmaktadır. Kanunda; eğitim sistemimizin her derece ve türü ile ilgili ders programlarının hazırlanıp uygulanmasında ve her türlü eğitim faaliyetlerinde Atatürk inkılap ve ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulmuş olan Atatürk milliyetçiliğinin temel alınacağı, Milli birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak Türk dilinin, eğitimin her kademesinde, özellikleri bozulmadan ve aşırılığa kaçılmadan öğretilmesine önem verileceği, çağdaş eğitim ve bilim dili halinde zenginleşmesine çalışılacağı ve bu maksatla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile işbirliği yapılarak Mili Eğitim Bakanlığınca gereken tedbirlerin alınacağı vurgulanmıştır. ”Öküz altında buzağı arayanlar, başka yerlere baksın” Oysa ki, bu gün faaliyette bulunan bir çok bakım evi ve okul öncesi eğitim kurumu faaliyetleri Milli Eğitim Temel İlkelerine aykırıdır. DEM’li belediyelerce açılan okul öncesi eğitim kurumlarında Türkçe dışında başka dille eğitim verildiği, bir çok özel ana okulu ve kreşte İngilizce eğitim verildiğinin reklamları yapılmaktadır. Diğer yandan, Ülkemizin her alanına sirayet etmiş tarikat ve cemaat okul ve kreşlerinde laikliğe aykırı, dinsel eğitim verilmektedir. Bunları denetlemek ve faaliyetlerini engellemekle görevli Milli Eğitim Bakanlığı ise, öküz altında buzağıyı yanlış yerde aramakta, Özellikle CHP’li belediyelerce mevzuatlarına uygun olarak açılmış ve faaliyet gösteren, Cumhuriyet değerlerine ve hedeflerine bağlı neslin yetişmesine öncülük eden, bakım evi açığını kapatan kreşleri hedef almaktadır. Milli Eğitim Bakanlığına buradan sesleniyoruz. Öküz altında buzağı arıyorsanız, laik, bilimsel,  Atatürk Inkılap ve İlkeleri ile Atatürk Milliyetçiliği hedeflerine uygun faaliyetlerde bulunan kreş ve ana okullarını bırakmalısınız! DEM’li Diyarbakır Belediyesine, Hakkari Belediyesine bakmalısınız. AKP’li Fatih Belediyesine bakmalısınız. İngilizce eğitim veren özel kreş, gündüz bakım evi, ana okulu ana sınıflarına bakmalısınız. Tarikat ve cemaat okulları olarak tanınan özel öğretim kurumlarına bakmalısınız. Camilerde açılan kuran kurslarının uygulamalarına bakmalısınız. diyor, konuyu Yüce Türk Milletinin takdirlerine ve sağduyusuna bırakıyoruz."

ADD'den ''Yeni Anayasa'' Paneli Haber

ADD'den ''Yeni Anayasa'' Paneli

Atatürkçü Düşünce Derneği Eskişehir Şubesi tarafından kamuoyunda gündeme gelen Yeni Anayasa çalışmaları ile ilgili olarak bir panel düzenlendi. Tepebaşı Belediyesi Özdilek Sanat Merkezi'nde düzenlenen ve yoğun bir katılımın olduğu, ''Kim İçin, Ne İçin Yeni Anayasa'' panelinin yöneticiliğini ADD Danışma Kurulu Başkanı, Eğitimci, Yazar Tarık Sayer yaparken, panelin konuşmacılıklarını ise CHP Eskişehir İl Başkanı Avukat Talat Yalaz ve ADD Hukuk Kurulu Üyesi ve AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ektaş yaptı. Açılış konuşmasını yapan ADD Eskişehir Şube Başkanı Cihan Taşar, ülkenin yoğun gündemleri arasında, çalışmaları devam eden yeni anayasa ile ilgili ne yapılmak istendiğinin, yeni anayasa ile nelerin hedeflendiğinin konuşulacağı panele konuşmacı olarak katılan Tarık Sayer, Talat Yalaz ve Mehmet Ektaş'a teşekkür ederken, mevcut anayasa ve hazırlanan yeni anayasa taslakları ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Ülke gündemleri ile ilgili etkinlikler düzenlemeye devam edeceklerini belirten Şube Başkanı Taşar panel katılımcılarına da teşekkür etti. Panel yöneticisi Tarık Sayer, CHP İl Başkanı Avukat Talat Yalaz ve AHPADİ Dernek Başkanı Avukat Mehmet Ektaş ile birlikte, mevcut anayasa, anayasada yapılan değişiklikler, geçmişten bugüne yapılan anayasalar ve farklı ülkelerin anayasaları ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulundu. Panelde Yeni Anayasa'nın kim için ve ne için yapılacağı sorularına da yanıt arandı.

“Kayyum” Kararları, Demokrasimize Zarar Veriyor! Haber

“Kayyum” Kararları, Demokrasimize Zarar Veriyor!

AHPADİ Derneği tarafından İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti Belediyelerine kayyum atanması ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. AHPADİ Başkanı Avukat Mehmet Ektaş tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi; ''Ülkemiz de siyaset sürekli yüksek bir gerilimle, önemli ama halkın gerçek gündeminden kopuk tartışma alanlarında gerçekleşmektedir. Bu durum, halkımızda umutsuzluğun ve karamsarlığın artmasına neden olmaktadır. Günlük siyaset dalgalanmasının çok çok üzerinde gerilim yaratan iki konu özellikle dikkat çekmektedir. Bunlardan birincisi, siyasette öne çıkan kişiler hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı bulunması durumunda uygulama olanağı bulan “Belirli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakma” başlıklı Türk Ceza Kanununun 53. Maddesi kapsamında “geçici siyaset yasağı” yani cezanın infazı süresince kişilerin belirli bir süre “seçme ve seçilme hakkının” elinde alınmasıdır. Geçmişte Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bir çok siyasetçinin belli süre seçimlere girmesine engel olan bu düzenleme şimdi de Ekrem İmamoğlu’nun başının üzerinde celladın kılıcı gibi sallanmaktadır. Her seçim döneminde, cezasının infazı aşamasında bulunan yüzbinlerce insan bu madde nedeniyle, seçme hakkının yanında seçilme hakkından da mahrum olmaktadır. Düzenlemenin, hakaret, basit tehdit gibi suçlar nedeniyle kesinleşmiş cezası bulunanlara da uygulanması ve sadece uygulandığı ana değil, seçim dönemleri nedeniyle yıllara etki eden sonuçları nedeniyle “orantısızlığı” ve “adaletsizliği” açıktır. Günlük siyaset dalgalanmasının çok çok üzerinde gerilim yaratan ikinci konu ise hakkında soruşturma yürütülen Belediye Başkanlarının İçişleri Bakanlığınca görevden alınması ve yerlerine “kolayca” kayyum atanması uygulamasıdır. Bu uygulamanın hukuki dayanağı ise Türkiye'de 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi ile ilan edilen Olağanüstü Hal Döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Belediye Kanunun 45. ve 57. maddelerine yapılan ekler ile kanuna eklenen geçici 9. Maddedir. Devletin, terörün başta finansal olmak üzere tüm kaynaklarını önlemek görevi, bununla ilgili önlemleri almak ise yetkisi ve sorumluluğudur. Bu bağlamda, Kurumların kaynaklarının teröre destek verilmesi amacıyla kullanılması konusunda kuvvetli şuç şüphesinin varlığı durumunda kayyum atanması da “can sıkıcı” en son başvurulacak önlemlerden biridir. Devlet, terör başta olmak üzere Anayasal düzene ve Cumhuriyete karşı girişilen yasadışı hiçbir faaliyet karşısında zayıf duruma düşmemelidir. Ancak, İçişleri Bakanlığı “yürütme” erkinin bir parçası olup yönetimi yönünden  “siyasi” kurum özelliğine de sahiptir. Bu durumda, seçilmiş Kurum Yöneticilerinin Anayasa da tanımlanmış vesayet makamlarınca görevden alınması ve kayyum atanması, kuvvetler ayrılığı ilkesine ve demokrasiye aykırıdır. Siyasi tartışmaların odağını oluşturan her iki sorunun çözümü vardır. Türk Ceza Kanununun 53. Maddesinde yapılacak bir düzenlemeyle hakaret, basit tehdit ve benzeri basit suçlar yönünden seçme ve seçilme yasağı, güvenlik tedbiri kararı çerçevesinden çıkarılmalı, suç ile tedbir arasında orantı kurulmalıdır. Yine, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Belediye Kanunda yapılan “kayyum ataması” düzenlemesi kaldırılmalı, Belediye Başkanları gibi seçilmiş kurumların başkanlarının görevden alınmaları ve şartların oluşması durumunda en son başvurulacak tedbir olarak yerlerine kayyum atanmalarına ilişkin düzenlemelerin Türk Ceza Kanununun 100. Maddesi kapsamında yargı erkinin takdir, yetki, sorumluluk ve denetimine bırakılmalıdır. Çözüm için şimdi tam zamanıdır. Toplumun bütün kesimleri, ilgili düzenlemelerin neden olduğu adaletsizliklerin farkındayken ve tepkiliyken yapılacak bir çalışma, hep insanımızın vicdanına su serpecek hem de takdir kazandıracaktır. Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partilerimizi;  iştişare, işbirliği ve ortak akılla birlikte hazırlayacakları Kanun değişiklikleri meclise getirmelerini, kısa zamanda görüşüp karar bağlayarak demokrasimiz üzerindeki bu karabasanı kaldırmalarını talep ediyoruz.''

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.