SON DAKİKA
Hava Durumu

Edebiyatın Sonu mu Geliyor?

Yazının Giriş Tarihi: 27.02.2025 16:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.02.2025 16:55

Edebiyat, insana dair olanın en derin, en karmaşık ve en içgüdüsel ifadesidir. Bir şiirin içinde saklı o ham duygu, bir öyküdeki o ani kırılmalar, herhangi bir roman karakterinin beklenmedik bir anda verdiği yanlış karar, absürt tepkiler… Tüm bunlar, bir metnin insan elinden çıktığını bizlere fısıldayan detaylardır. Çünkü yazar/şair yazarken hesap yapmaz, bilinçaltının karanlık köşelerinde gün yüzüne çıkmayı bekleyen kelimelerle yüzleşir ve bunu da bizimle paylaşır.

Fakat son zamanlarda okuduğum bazı metinlerde farkına vardığım gariplik üzerine yazmak istedim. Okuduğum metinlerde kullanılan kelimeler de tam olarak adını koyamadığım bir pürüzsüzlük hakim. Cümleler fazlaca derli toplu, düşünceler oldukça fazla düzenli, duygular ise sanki önceden planlanmış gibi... Sanki bir insanın değil de mükemmele en yakın formülü bulmaya çalışan bir makinenin kaleminden çıkmış gibi. Ve bu durum beni hem edebiyat adına tedirgin ediyor hem de öfkelendiriyor.

Çünkü edebiyat, hesaplanamaz olanın, kusurlu ve insani olanın alanıdır. Onu değerli kılan, kusurlarımızı ve kırılganlıklarımızı saklamadan, hatta bazen onları farkında bile olmadan ortaya koyabilmemizdir. Bir yazar, bazen bir cümleyi bilerek eksik bırakır, bazen bilinçsizce bir imgeyi yanlış yerleştirir, bazen de duygularını o kadar içgüdüsel bir şekilde aktarır ki ne kendisi ne de okuyucu neden etkilendiğini tam olarak bilemez. İşte bu, edebiyatın büyüsüdür. Ve işte tam da bu noktada büyüyü bozan yapay bir zeka devreye giriyor; Kusurları ortadan kaldıran, pürüzleri düzelten, bilinçaltının sürprizlerini ehlileştirmeye çalışan.

YAPAY ZEKA, KELİMELERİN RUHUNU BOZUYOR

Bugün bir şiirin içinde hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir kelimenin, alışılmadık bir bağlamda kullanıldığını görüyorsak, orada insan eli, insan kalbi ve ruhu olduğunu anlıyoruz. Çünkü insan zihni, bazen kendi içine düşer ve kelimeler orada bilinçsizce birbirine çarpar. Kendi kendine yankılanan seslerden, yüzyıllardır duyulmamış kelimeler, imgeler çıkıp gelir.

Oysa yapay zeka, en azından şu an gördüğüm örneklerden yola çıkarak söyleyebilirim ki, kelimeleri çarpıştırmıyor. Aksine onları hizaya sokuyor, düzenliyor, düzeltiyor. Kusursuz bir akış yaratıyor, evet, işte tam da bu yüzden kelimeler ruhunu kaybediyor.

Bu yüzden yapay zekadan çıkan metinler, okurun zihninde bir şeyler uyandırabilir ama asla ruhunda bir iz bırakamaz. Çünkü ruh, ancak insana özgü o çatlaktan sızabilir. İçimizdeki o dağınıklık, kararsızlık, çelişki ve bilinçaltının anarşisi olmadan yazılan bir metin, ne kadar güzel görünürse görünsün, gerçekte eksiktir.

Fakat buradaki asıl tehlike, bu eksikliğin fark edilmemesi. Çünkü günümüz okuru, yıllardır edebiyatın içinde olan biri gibi kelimelerin doğallığını ve yapaylığını ayırt edemeyebilir. Bugün büyük bir yayınevinin yayımladığı, iyi editörler tarafından düzeltilmiş bir metin ile yapay zekanın oluşturduğu bir metin arasındaki fark, yüzeyde neredeyse silinmiş olabilir, fark edilmesi güçleşir. İnsan gözü, kusursuz olanı kaliteli olarak algılamaya meyillidir. Bu da bizi edebiyatın geleceği hakkında çok daha korkutucu bir noktaya getiriyor.

EDEBİYATIN GELECEĞİNİ YAPAY ZEKA MI YAZACAK?

Bugün yapay zeka öyküler yazabiliyor, şiirler oluşturabiliyor, hatta edebi denemeler kaleme alabiliyor. Kendi başına bir roman yazan yapay zeka örnekleri bile görebiliriz. Şimdiye kadar bu metinlerin çoğu, birçok insana ihtiyaç duyuyordu. Bir editör eli, yazarın dokunuşları, son okuyucunun son bir kez gözden geçirmesi olmadan tam anlamıyla ‘iyi’ kabul edilecek seviyeye ulaşamıyordu. Peki ya böyle giderse ilerleyen yıllarda ne olacak?

Bir yapay zeka şiir kitabı ödül kazanırsa? Bir roman, tamamen bir algoritma tarafından yazılıp bir yayınevinde basılırsa? Yeni bir edebi akım, insan eli değmeden ortaya çıkarsa? İşte o zaman edebiyatın, yani insana dair olanı anlatma sanatının hâlâ insanlara ait olup olmadığını sorgulamak zorunda kalacağız.

Bundan daha da vahim olan, insanların bir süre sonra bu farkı umursamamaya başlaması ihtimali. Çünkü tüketim çağında yaşıyoruz. Hikayeleri hızla tüketiyor, yüzeysel anlatılara alışıyor, derinliği olan metinleri okumak için zaman harcamak istemiyoruz. İşte bu noktada yapay zeka, okur için, daha kolay ve anlaşılır olanı sunarak, bir yazarın aylarca, yıllarca üzerinde çalıştığı bir romanı bir günde üretebilir hale gelebilir.

Ve eğer bu olursa, bir gün kitapçı raflarını, aslında hiç kimsenin hissetmediği, hiç kimsenin gerçekten yaşamadığı metinler doldurabilir. Kelimeler bizim olmaktan çıkabilir ve hislerimiz bile bir formüle indirgenebilir.

Edebiyatın varlık sebebi, insanı insana duygularla anlatmasıdır. Ama insanı sadece anlamaya çalışan bir makine, gerçekten bunu yapabilir mi? Yoksa sadece öğretileni, mükemmel bir düzende geri mi yansıtacak…

Eğer bir gün, yazdığımız her şey yapay zeka tarafından, daha iyi hale getirilirse, insanın yazmaya devam etmesi için bir nedeni kalır mı? Eğer en güzel şiirleri makineler yazmaya başlarsa, hissetmek ve anlatmak hâlâ insana özgü bir ihtiyaç mı olacak?

Bütün bu sorulara rağmen, kendi adıma yazmaya ve anlatmaya devam edeceğim. Belki de sonunda sadece kendim için yazıyor olacağım ama en azından kelimelerim bana ait olacak.

Edebiyat, insan ruhunu duygularını yansıtmalı. Bir makinenin aklını değil.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.